Taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçu ( Trafik Kazası )

T.C. YARGITAY CEZA GENEL KURULU

Esas: 2015/511
Karar: 2018/19
Tarih: 23.01.2018
  • TAKSİRLE BİR KİŞİNİN YARALANMASINA NEDEN OLMA SUÇU


(5237 s. TCK m. 89)

ÖZET

Mağdurenin yaya geçidinden karşıya geçtiği sırada sanığın hızlı bir şekilde kullandığı araç ile kendisine çarptığını beyan etmesi, Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporda sanığın asli; keşif sonrası trafik polisi bilirkişi tarafından düzenlenen raporda ise tali kusurlu olduğunun belirtilmesi, kaza tespit tutanağında da sanığın kural ihlalinde bulunduğu belirtilip ekinde bulunan krokide fren izine rastlanmadığının tespit edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitleri ne, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak ile hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak kurallarını ihlal etmesi nedeniyle kazanın meydana gelmesinde kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir.

Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Sulh Ceza

Günü : 27.09.2013

Sayısı : 210-1056

Taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanık …’nun TCK’nun 89/1, 89/2-b, 62 ve 52/2-4. maddeleri gereğince 4.500 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Bursa 10. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 27.09.2013 gün ve 210-1056 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 14.01.2015 gün ve 8013-340 sayı ile;

“Dosya kapsamına ve içeriğindeki kamera kaydına göre; olay günü, gündüz vakti, idaresindeki kamyonet ile, meskun mahalde, orta refüj ile bölünmüş tek yönlü, 7 metre genişliğindeki yolda, sol şeritte seyir halinde olan sanığın, seyir yönüne göre ileride sağda yolcu indirip bindirmek için duraklayan yolcu otobüsünün yanından geçtiği sırada, duraklayan otobüsün önünden karşıdan karşıya geçmek üzere aniden kaplamaya giren yayanın tam kusurlu halde sanığın idaresindeki aracın sağ ön yan kısmına çarparak yaralanması şeklinde gerçekleşen olaydan hemen sonra duruşa geçen sanığa hızının da fazla olduğundan bahsedilemeyeceğinden kusur atfedilemeyeceği, bu itibarla oluşa ve dosya kapsamına uygun düşmeyen bilirkişi raporlarına itibarla sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş,

Daire üyesi M. Albayrak; “Birçok dosyada birbirini tutmayan beyanlara dayanılarak bir kanaate varılmaya çalışılırken bu dosyada mevcut mobese kayıtlarına göre sanığın kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki;

Olayın meydana geldiği yerde, orta refujde yaya geçidi levhası, kaplama alanında yaya geçidini gösterir yer işaretlemeleri ve sağ tarafta durakta yolcu indiren bir belediye otobüsü bulunmaktadır.

Sanık, yaya geçit levhasının bulunduğu yere yaklaşırken, orta refujden veya yolcu indiren otobüsün önünden bir yayanın her an çıkabileceğini öngörmesi gerekirdi.

Olay, halkın yaya olarak yoğun olarak bulunduğu bir yerde meydana gelmiştir.

İdaresindeki kamyonetle meskun mahaldeki tek yönlü yolda seyir halindeyken, kavşak başında yer alan trafik işaret levhası ve çizgilerle belirgin şekildeki yaya geçidini kullanarak karşıdan karşıya geçmek üzere bir yayanın her an kaplamaya girebileceğini öngörerek, yine levha ile belirgin durak bölümünde duraklayan yolcu otobüsünün yanından geçerken otobüsten inen bir yolcunun ya da otobüsün önündeki yaya geçidini kullanmayı düşünen yayanın karşıdan karşıya geçmek üzere yola girebileceğini düşünerek her an durabilecek hızda ve teyakkuzda seyrini sürdürmeyen sanığın tali kusurlu kabul edilmesi gerekeceğinden mahkemenin uygulamasının yerinde olduğunu düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma yönündeki düşüncesine katılmıyoruz” görüşüyle karşıoy kullanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.03.2015 gün ve 379829 sayı ile;

“İtiraza konu uyuşmazlık; sanık …’nun kullandığı araç ile seyir halinde iken, yoldan karşıdan karşıya geçmekte olan, katılan …’a çarpmak suretiyle kemik kırığı oluşacak şekilde taksirle yaralama suçunu işlemekten ibaret eyleminde sanığın kusurlu olup olmadığı ve eyleminin taksirle yaralama suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ‘Taksirle yaralama’ başlıklı, 89. maddesi;

‘(1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Vücudunda kemik kırılmasına,

c) Konuşmasında sürekli zorluğa,

d) Yüzünde sabit ize,

e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.

(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.

(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına,

(5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz’ hükmünü içermektedir.

TCK’nun 89. maddesinin birinci fıkrasına göre, taksirle bir başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Maddenin iki ve üçüncü fıkralarında suçun nitelikli halleri belirtilmiş olup buna göre, mağdurun ikinci fıkrada gösterilen şekilde yaralanması durumunda birinci fıkra uyarınca belirlenen ceza yarı oranında, üçüncü fıkrada gösterilen şekilde yaralanması durumunda ise birinci fıkra uyarınca belirlenen ceza bir kat artırılacaktır.

TCK’nun 22. maddesinde yer alan taksirin tanımı, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın, neticenin öngörülmeyerek gerçekleşmesi olarak tanımlanmaktadır.

Taksirin unsurları,

a- Eylemin taksirli bir suç olması,

b- Neticenin öngörülebilir olması,

c- Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmesi,

d- Hareketin iradi olması,

e- Neticenin istenmemesi,

f- Hareket ile netice arasında illiyet bağının var olması,

Türk Ceza Kanununda taksirli suçları ortadan kaldıran ve failin kusurlu olmadığı durumlar da bulunmaktadır.

1- Üçüncü kişiler veya mağdurun, illiyet bağını kesen nitelikteki davranışları,

2- Kaza ve tesadüf,

3- Mücbir sebep,

Bu yazılı nedenler gerçekleştiği takdirde, failin kusurlu olmadığı kabul edilmektedir.

Taksirli suçlarda sorumluluk ve cezaların saptanması sanığın kusurlu olup olmadığına göre yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda belirlenecektir. Ancak kusurun derecesi veya eylemin ağırlığının tespiti, hakimin değerlendirilmesine sonucunda saptanacaktır.

Taksirle yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücüt dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür.

Taksirle yaralama suçu, serbest hareketli bir suçtur. Kanun koyucu, bu suçun hangi hareketle işlenebileceği konusunda herhangi bir sınırlama getirmemiştir. Falin eylemi icrai nitelikte olabileceği gibi ihmali nitelikteki davranışlarla da işlenebilmektedir.

Yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında,

Maddi olayda, sanığın kullandığı 16 GL 579 plakalı araç ile seyir halindeyken yolda karşıdan karşıya geçmekte olan mağdur …’ye çarparak vücudunda kemik kırığı oluşacak ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği şeklinde gerçekleşen eylemde, sanığın sürücüsü olduğu aracın, hızı da göz önüne alınarak kusurunun bulunmadığına ve beraat etmesi gerektiğine ilişkin Yüksek Dairenin bozma kararı hukuka aykırı niteliktedir.

Suça konu meydana gelen kazada Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen rapora göre sanığın asli, mağdurun tali kusurlu olduğunun açıkça belirtildiğinin anlaşıldığı,

Suça konu kazanın, meydana geldiği yerde, orta refujde yaya geçidi levhası, kaplama alanında yaya geçidini gösterir yer işaretlemeleri ve sağ tarafta durakta yolcu indiren bir belediye otobüsü bulunmaktadır.

Sanık, yaya geçit levhasının bulunduğu yere yaklaşırken, orta refujden veya yolcu indiren otobüsün önünden bir yayanın her an çıkabileceğini olası bir ortamda bulunmaktadır.

Sanığın, kendi sevk ve idaresinde bulunan, kamyonetle meskun mahaldeki tek yönlü yolda seyir halindeyken, kavşak başında yer alan trafik işaret levhası ve çizgilerle belirgin şekildeki yaya geçidini kullanarak karşıdan karşıya geçmek üzere bir yayanın her an kaplamaya girebileceğini öngörmesi gerekmektedir.

Sanığın, sürücüsü olduğu araçla, levha ile belirgin olan ve durak bölümünde park halinde bulunan yolcu otobüsünün yanından geçerken, otobüsten inen bir yolcunun ya da otobüsün önündeki yaya geçidini kullanmayı düşünen yayanın karşıdan karşıya geçmek üzere yola girebileceğini düşünerek her an durabilecek hızda aracını sürmesi gerektiği ve sanığın aracını, öngörülen dikkat ve teyakkuzda sürmediği ve meydana gelen kazada, sanığın, tali kusurlu olduğu nedenle, sanık hakkında yerel mahkemesince verilen taksirle yaralama suçundan mahkûmiyet kararının hukuken isabetli olduğunun kabulü gerekmektedir” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.

CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 06.05.2015 gün ve 3424-7572 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- Bir kişinin yaralanması ile neticelenen olayda sanığın kusurunun bulunup bulunmadığının,

2- Karar tarihinden sonra 6545 sayılı Kanunla 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/3. maddesinde yapılan değişiklik gözetildiğinde, hüküm fıkrasında yer alan “ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususunun sanığa ihtarına” ilişkin kısmın uygulanma imkanının kalıp kalmadığının,

Belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanığın, olay günü saat 14.30 sıralarında yönetimindeki kamyonet ile yaklaşık 7 metre genişliğindeki tek yönlü yolda ve meskun mahalde seyrederken, sağında duraklayan otobüsün önünde bulunan yaya geçidinden karşıya geçmek üzere yola giren 13 yaşındaki mağdureye aracının sağ yan ön tarafı ile çarptığı ve meydana gelen kaza neticesinde mağdurenin ayak bileğinde hayati fonksiyonlarını 2. derecede etkileyecek şekilde kemik kırığı oluştuğu anlaşılmıştır.

Kaza tespit tutanağına göre; sanığın Karayolları Trafik Kanununun 52/b maddesindeki sürücülerin hızlarını görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurma; yaya mağdurenin ise yol içinde koşmama ve yürümeme kurallarını ihlal ettiği,

Kaza tespit tutanağının ekinde bulunan krokiye göre; otobüsün sağ köşesi ile yayanın düştüğü yer arasında 8,5 metre, yayanın düştüğü yer ile sanığın aracı arasında ise 4,5 metre mesafe olduğu, fren izi bulunmadığı,

Trafik polisi olan bilirkişi tarafından düzenlenen rapora göre; sanığın sağında otobüs durağı ile orta refüj içerisinde yaya geçidi levhası olması ve kaplama alanı içinde yaya geçidini gösterir yer işaretlemeleri bulunması karşısında, aracının hızını trafik ortamının şartlarına uydurması gerekirken normal seyrine devam eden sanığın, hızını kavşaklara ve yaya geçitlerine yaklaşırken azaltma ile hızını görüş, yol ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurma kurallarını ihlal ettiği anlaşıldığından tali, mağdurenin ise duran otobüsün önünden trafiği kontrol etmeden yola girerek güvenli geçiş yapma kuralını ihlal ettiğinden asli kusurlu oldukları,

Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen rapora göre; sanığın olay mahalline gelmeden evvel, yolun sağında bulunan işaret levhasından ve kaplama üzerindeki çizgileri dikkate alarak her an bir yayanın yaya geçidini takiben karşıya geçmek üzere kaplamaya girebileceğini öngörerek, yaya geçidini yaya trafiği itibarıyla gerektiği şekilde kontrol etmesi amacıyla yaya geçidi önünde durması, yaya geçidinin yaya trafiği bakımından müsait olduğunu gözlemleyip emin olduktan sonra seyrini sürdürmesi gerekmekte iken bu hususlara riayet etmeyerek mevcut hızı ile olay yerine yaklaştığından asli, mağdurenin ise sol taraftan gelebilecek araç trafiğini gerektiği şekilde kontrol etmesi ve güvenli geçiş ortamı oluştuktan sonra yaya geçidini ivedilikle kat ederek geçişini tamamlaması gerekirken bu hususlara riayet etmeyip sol taraftan gelen vasıtaya rağmen yola girmesi nedeniyle tali kusurlu oldukları,

Tespit edilmiştir.

Mağdure …; yaya geçidinden karşıya geçtiği sırada sanığın hızlı bir şekilde kullandığı araç ile kendisine çarptığını, yaya geçidinden geçerken halk otobüsünün yavaş bir şekilde durağa yanaştığını beyan etmiştir.

Sanık …; seyir halinde iken olay yerine geldiğinde otobüs durağındaki halk otobüsünü geçmeye çalıştığını, bu sırada otobüsün önünden 13-14 yaşlarında bir kız çocuğunun aniden yola çıktığını, frene basıp durduğunu, çocuğun ise aracının sağ yan ön tarafına çarptığını ve yere düştüğünü savunmuştur.

Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından, öncelikle taksir üzerinde durulması gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde “kanunda tanımlanmış haksızlık” olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için birtakım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirmekte, fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılmaktadır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirli suçlarda aranması gereken hususlar;

1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

2- Hareketin iradi olması,

3- Sonucun istenmemesi,

4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,

5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,

Şeklinde kabul edilmektedir.

Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.

Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.

Uyuşmazlığın çözümünde esas alınması gereken 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun “Hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlamak” başlıklı 52. maddesi;

“Sürücüler:

a) Kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak,

b) Hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak,

Zorundadırlar.

….” şeklinde düzenlenmiştir.

Diğer taraftan, yargılamayı gerçekleştiren hâkim, bilirkişilerin belirledikleri kusurun varlığı ya da yokluğu ve kusur oranları ile bağlı olmayıp, bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun bulunup bulunmadığı, varsa kusurunun ne olduğu ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağını, her olayın özelliklerine göre ve kanuni gerekçelerle belirlemelidir. Olayın gerçekleşme şeklini belirleme görevi de hâkime ait olup, bilirkişi ancak bu hususta ortaya koyacağı teknik veriler ile hâkime yardımcı olacak ve tarafların taksirli davranışlarının ve kusur durumlarının nelerden ibaret olduğunu gösterecektir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın, olay günü saat 14.30 sıralarında yönetimindeki kamyonet ile yaklaşık 7 metre genişliğindeki tek yönlü yolda ve meskun mahalde seyrederken, sağında duraklayan otobüsün önünde bulunan yaya geçidinden karşıya geçmek üzere yola giren 13 yaşındaki mağdureye aracının sağ yan ön tarafı ile çarptığı ve meydana gelen kaza neticesinde mağdurenin ayak bileğinde hayati fonksiyonlarını 2. derecede etkileyecek kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı olayda; mağdurenin yaya geçidinden karşıya geçtiği sırada sanığın hızlı bir şekilde kullandığı araç ile kendisine çarptığını beyan etmesi, sanığın, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen raporda asli, keşif sonrası düzenlenen trafik polisi bilirkişi tarafından düzenlenen raporda tali kusurlu olduğu, kaza tespit tutanağında da kural ihlalinde bulunduğunun belirtilip ekinde bulunan krokide fren izi bulunmadığının tespit edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak ile hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak kurallarını ihlal etmesi nedeniyle kazanın meydana gelmesinde kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; “sanığın kusuru bulunmadığından itirazın reddine karar verilmesi gerektiği” düşüncesiyle karşıoy kullanmışlardır.

Ulaşılan sonuç karşısında, bu aşamada 6545 sayılı Kanunla 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/3. maddesinde yapılan değişiklik gözetildiğinde, hüküm fıkrasında yer alan “ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususunun sanığa ihtarına” ilişkin kısmın uygulanma imkanının kalıp kalmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 14.01.2015 gün ve 8013-340 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Yargıtay 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.01.2018 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Not: Corpus’da yer alan içtihat metinlerinin basılı yayında ve ticari olmayan elektronik ortamda kullanılması referans gösterilmek şartıyla (www.corpus.com.tr) serbesttir.

admin

Avukat Ahmet Aykut YILDIZ ; Ankara Ceza Avukatı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.